Akıllı telefon devrimi ile dünya nasıl değişti?

Akıllı telefon devrimi ile dünya nasıl değişti?

Bugün çoğumuz, akıllı telefonlardan önceki dünyayı hatırlamakta zorluk çekiyoruz. Sadece 10-15 senedir hayatımızda etkin şekilde yer alan akıllı telefonlar, dünyayı bu kadar güçlü şekilde değiştirmeyi nasıl başardı? Cep telefonları iletişim alanında çok büyük bir devrim yarattı ancak 70’lerden 2010’a kadar, 40 sene boyunca sadece bir “telefon” cihazı olmaktan öteye geçemediler. Dünyada dijital devrimi ve mobil yaşam devrimini başlatan ise zekice bir tasarım ve dev bir eko sistem organizasyonu ile karşımıza çıkan akıllı telefonlar bunu nasıl başardı?

Bugün hiçbirimiz akıllı telefonların hayatımızda olmadığı 15 sene öncesini hatırlamıyor gibiyiz. Elimizde mini bir bilgisayar taşımadan, merak ettiğimiz her şeyi Google’a, arama motorlarına sormadan, adres ararken Navigasyona danışmadan, dostlarımızla anında mesajlşamadan bir yaşam sürüyorduk.

Hem iş hayatımızın hem de kişisel alanımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen akıllı telefonlar, sadece 15 yıl öncesine kadar hayatımızda yer almıyordu. Öncesinde cep telefonu günlük yaşamda temel iletişim ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyordu ve hiçbirimiz daha fazlasını talep etmiyorduk, hatta ihtiyaç bile duymuyorduk. Yaşamımızda Instagram yoktu, sosyal medya kavramı yoktu, yediklerimizi içtiklerimizi, düşüncelerimizi, hislerimizi Twitter’da paylaşmak veya TikTok’ta dans etmek gibi endişeler yaşamadan hayata devam ediyorduk.

Peki ne oldu da akıllı telefonlar dünyayı sadece birkaç yıl içinde bu kadar büyük bir değişime sürükledi?

Akıllı telefon alanında bir çığı açan iPhone sayesinde, dünya hızlı bir dönüşüme uğradı.

Artık kullanıcılar, sadece iPhone değil, Android telefonlar veya akıllı saat gibi seçeneklerle dijital dünyaya bağlanabiliyor ve akıllı iletişim ihtiyaçlarını kolayca giderebiliyorlar. Telefon fiyatları da artık herkesin ihtiyaç duyduğu cihazı kendi bütçesine uygun şekilde temin etmesine izin verecek rekabetçi düzeylere ulaşmış durumda.

iPhone öncesinde akıllı telefonlar, kullanışı zor ara yüzleri ve çok kısıtlı uygulamalarıyla, sadece pahalı birer oyuncak gibi görülüyordu. Temel hedef kitleleri de, iş dünyasında daha prestijli telefona sahip olup çok sıkışırlarsa telefondan e-posta okumak isteyen profesyonellerdi. Ki bu kurumsal alanı da Kanadalı Blackberry şirketi, tamamen kurumsal kullanıma odaklanmış, kendi e-posta ve yazışma protokollerine sahip, fiziksel tuş takımı bulunan Blackberry telefonlarla parsellemişti.

15 yıl önce, standart bir akıllı telefon kullanıcısı için akıllı telefonun en büyük anlamı, fotoğraf makinesi olarak kullanılabilmesiydi. İnsanlar anılarını saklamak için ara sıra fotoğraf çekmek, düşük çözünürlüklü bir doğum günü kutlaması kaydı almak için “kameralı cep telefonu” sahibi olmak istiyordu. Yani insanların zihnindeki akıllı telefon imajı aslında “kameralı cep telefonu” idi.

iPhone bu noktada piyasaya çıktı ve kendi pazarını oluşturarak kendi talebini yarattı. İnsanlara, sadece parmakla dokunarak kullanılabilecek, basit, hızlı çalışan, sorunsuz çalışan bir telefon verirken, bu telefona günlük hayatı eğlenceli hale getirebilecek mobil uygulamaları da sundu. Hali hazırda dünyada ilgi çekmeye başlayan Facebook ya da Twitter gibi sosyal ağlara mobil olarak bağlanmanın mümkün olduğunu söyledi. İnsanlar artık oturdukları kafeden espresso fotoğrafları çekip Twitter’da yayınlayabilmek için iPhone almaya başlamışlardı ve hemen ardından gelen süreçte de fotoğraf ve video paylaşmanın da eğlenceli bir sosyal medya aktivitesi olduğunu vurgulayan Instagram gibi servisler karşımıza çıkmaya başladı. İlk aşamada fark edilmeleri zor oldu ama kulaktan kulağa yayılan tavsiyelerle herkes telefonlarına bu uygulamaları kurmaya başladı.

Apple çok akıllıca davranıp kendinden önceki akıllı telefon girişimlerinin yaptığı hatayı tekrarlamadı ve sadece bir telefon cihazı satmadıklarını hatırladılar. Kullanıcıyı telefonu satın aldıktan sonra “ben şimdi bununla ne yapacağım?” sorusuyla yalnız ve çaresiz bırakmayıp onlar için çok geniş, eğlenceli, renkli, zengin, kullanışlı bir uygulama havuzu oluşturdular. Rakipleri de bunu daha önce yapmaya çalışmış ancak uygulama geliştiricilerini yeterince desteklememiş, uygulama pazarlarını sığ bırakmışlardı.

Apple aynı hataya düşmeden, telefonunun işlevselliğini sürekli geliştirerek onun günlük yaşamın bir parçası olmasını sağladı ve sonunda bugün alıştığımız dijital/mobil dünyanın temelleri atılmış oldu.

Yorum yazın