ss-nostalji1

İnternetin ilk çağı

İnternetin ilk zamanlarında kullanılan teknolojilerin çoğu unutuldu gitti. Adlarını bile çoğu kişinin hatırlamadığı bu teknolojilerin nasıl çalıştığını merak etmiyor musunuz?

Günlük yaşantınızdaki rutinleri hiç düşündünüz mü? Her gün GHz hızlarını çoktan aşan bilgisayarlarımızın başına oturup web tarayıcımızı ve Windows Live Messenger gibi programları açıyoruz. Birçoğumuzun evinde yer alan ve bir zamanlar bir rüya olmaktan ileri gidemeyen ADSL gibi teknolojilerle 8 Mbit gibi hızlarla internete bağlanıp, günlük rutin sitelerimize şöyle bir göz atıp, günün haberlerini ve forumları inceliyor, “Bakalım yeni bir şeyler var mı?” diye linkten linke tıklıyoruz. Yeni bir şey mi gördük? Derhal Google yollarına düşüyor ve aramaya başlıyoruz.

Hele ki girmek istediğimiz sitelerden biri 10 saniye içinde açılmaya başlamasın, ne kadar sinirlendiğimizin farkına varıyor muyuz? Bir programın inmesi için 2 dakika bekleyemiyoruz. İnternet çok yavaş geliyor, “Dünyada bu fiyata böyle bağlantı var mıymış? El âlem bizim ödediğimiz fiyatlara 3-5 kat daha hızlı bağlanıyormuş.” gibi efsaneler dilden dile dolaşıyor. Bu örnekler kişiden kişiye çeşitleniyor ve yaygınlaşıyor, ama ortak kanı hep aynı: Ne kadar geride kaldık! Peki hiç “Ne kadar ileri gittik?” sorusunun yanıtını merak ettiniz mi?

Zamanda yolculuk

Her ne kadar internetin kökleri Amerikan Savunma Bakanlığı’nın 1969’da oluşturduğu ARPANET (Advanced Research Project Agency Network – Gelişmiş Araştırma Projeleri Kurumu Ağı) projesine dayansa da, Türkiye için her şey aslında 12 Nisan 1993 tarihinde başladı. Ekim 1992’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK’ın ortak çalışmasıyla yurt dışındaki internet ağına yapılan 64 Kbps’lik bağlantı, bu tarihte resmen kullanıma alındı. Evet, yanlış okumadınız, Türkiye’nin toplam internet çıkış kapasitesi tamı tamına 64 Kbit’ti. Doğrudan Amerika’da bulunan NSFnet (National Science foundation – Ulusal Bilim Kuruluşu) hattına giriş yapılıyordu.

Öncelikle hemen kullanabilecek altyapıya sahip olan kurum ve kuruluşlarla üniversiteler bu ağa bağlandı. Üniversitelerin birçoğu TÜBİTAK Bilten Laboratuvarları’na 14,4 Kbps ya da 28,8 Kbps hızında modemlerle bağlanıyordu. 33,6 Kbps hızında bağlanmaya başladıklarındaysa, bu yüksek hızların baş döndürdüğü söyleniyordu. Bir üniversite, 33,6 Kbps hızındaki internet bağlantısını aynı anda 40-50 kullanıcının hizmetine sunuyordu.

Dünyanın ilk bilgisayarı olarak kabul edilen ENIAC

O tarihlerde Microsoft Windows işletim sistemleriyle çalışan PC’ler çok yaygın değildi. İnternet erişimi ve kendi iç ağı olan kurumlarda genellikle UNIX ve benzeri sistemler kullanılıyordu. Dolayısıyla kullanıcılar da internetten faydalanmak için bu sistemlerde bulunan komut ve programları kullanıyordu. Bir süre sonra bu programlar tek kullanıcılı sistemlerde de standart hâle gelecek, bugün kullandığımız hizmetlerin ve teknolojilerin temellerini oluşturacaktı.

World Wide Web ve

İlk kez 1991 yılında Tim Berners-Lee tarafından tasarlanan geliştirilen ve ilk örneklerinden birini http://git.pcnet.com.tr/468 adresinde

görebileceğiniz WWW (World Wide Web – Dünya Çapındaki Ağ), bu hâliyle internet kullanıcıları için pek bir şey ifade etmiyordu; ta ki 1993 yılında Mark Andraseen tarafından NCSA (National Center for Supercomputing Applications – Süper Bilgisayar Uygulamaları Ulusal Merkezi) laboratuvarlarında geliştirilen NCSA Mosaic web tarayıcısının yazılmasına kadar. Mosaic ile birlikte, web dünyasının temelleri atılmış ve kullanıcılar için artık bir anlam ifade eder hâle gelmiş oldu.

Mosaic web tarayıcısı türünün ilk örneğiydi. Web sayfalarını ilkel de olsa görüntüleyebiliyordu. Temel web komutlarını anlayabiliyor ve GIF ve JPG uzantılı resim dosyalarını görüntülemenize izin veriyor, daha da önemlisi ve devrim yaratan özelliği, dosya indirmenize izin veriyordu. İlk Mosaic, grafik ekran sunabilen UNIX sistemleri için oluşturulmuştu. Ardından Macintosh ve Windows sürümleri geldi. NCSA Mosaic artık geliştirilmiyor ama halen indirip, neye benzediğini görme imkânınız var. www.ncsa.illinois.edu/Projects/mosaic.html adresini kullanarak indirebilirsiniz.

Whois

Günümüzde halen kullanılmakta olan bir servistir. En yaygın kullanım alanı ise web alan adlarının (pcnet.com.tr gibi) kime ya da hangi şirkete ait olduğunu bulmaktır. İstemci/sunucu mimarisine dayalı olarak, WHOIS istemcisi tarafından yapılan isteğe, önceden tanımlanan ya da işlem sırasında belirlenen bir WHOIS sunucusu tarafından yanıt verilmesi yoluyla çalışır.

WAIS

Kısaca Google’ın atası diyebileceğimiz WAIS (Wide Area Information Server), arama motorlarının ilk örneğiydi. Bilgiye ulaşmak için anahtar sözcükler girilir, hangi kaynaklarda arama yapmak istediğinizi belirtirdiniz. Ayrıca yaptığınız aramayı tekrarlayarak, daha fazla bilgiye ulaşmanız da mümkündü. WAIS Amerikan Kongre Kütüphanesi’nin de kullandığı Z39.50 protokolünü kullanmaktaydı. Bir diğer özelliğiyse değişik veritabanlarıyla sorunsuz olarak haberleşebilmesiydi. Bu sayede de aynı anda birden fazla veritabanı üzerinde arama yapabilmekteydi. WAIS’in getirdiği sonuçlar arasında aradığınız anahtar kelime, örneğin başlıkta geçiyorsa, daha yüksek bir sıralama ve skorla görüntüleniyordu.

WAIS arayüzlerine Telnet, Web veya Gopher adı verilen servislerle ulaşabilmek mümkündü.

 

Gopher

İşte internet kullanıcılarının Web icat olunmadan önceki göz ağrısı. Özellikle grafik olmayan ekranlarda, kullanıcıların bilgiye ulaşmasını menü tabanlı bir sistem olan Gopher sağlardı. Menüler hiyerarşik bir düzende sıralanmıştı ve bir menüden diğerine ulaşıyordunuz. Gopher servisi, bilgiye ulaşmanın en kolay yoluydu. Hatta 1991’den 1995 yıllarına kadar, Türkiye’de internete bağlı olan hemen tüm kurumların bugün web üzerinden ulaşabildiğiniz bilgilerine Gopher ile ulaşmak mümkündü. Gopher ile WAIS üzerinde arama yapabilmek, üniversite kütüphanelerine ulaşabilmek, öğrenci bilgilerine ve notlarına erişmek olasıydı. Tıpkı bugün web’le yapabildiğiniz gibi bir yandan ABD’nin Teksas eyaletinde yer alan bir

Günümüzde dahi çeşitli tarayıcı eklentileriyle Gopher desteğini yeniden sağlamak mümkün.

Eğer neye benzediğini görmek isterseniz Firefox veya Chrome için OverbiteFF eklentisini (http://gopher.floodgap.com/overbite) indirdikten sonra gopher://gopher.floodgap.com adresine göz atabilirsiniz. Gopher, mobil aygıtlar için oldukça iyi bir platform olarak kullanılabilirdi, çünkü çok düşük bir bant genişliğiyle bilgiye ulaşmak mümkündü; ama nedendir bilinmez, WML/WAP gibi bir HTML adaptasyonu buna tercih edildi.

Veronica

Veronica (Very Easy Rodent-Oriented Net-wide Index to Computer Archives), Gopher servisleri üzerinde kullanılan arama tarama mekanizmasına verilen addı. Basit bir şekilde aranacak anahtar sözcüğünüzü girer, arama kriterlerini belirtirdiniz. Ardından Veronica sizin için veritabanı üzerinde aramasını gerçekleştirir ve size sonuçlarını sunardı. Veronica aslında adını Archie adlı bir çizgi romanda yer alan bir karakterden alıyordu. Bu çizgi romanın asıl kahramanı ise, aşağıda bahsedeceğimiz Archie idi.

Archie

Archie, temel olarak FTP sunucularında arama yapmak için kullanılırdı. Archie sunucuları, internet üzerinde yer alan ve bir listesini bulundurdukları FTP sunucularını listeleyerek, kullanıcılarına hangi dosyayı hangi FTP arşivinden indirebilecekleri konusunda yol gösterirdi. Bir Archie sunucusuna Telnet yaptıktan sonra, aradığınız dosyanın adının tamamını ya da bir kısmını yazar ve aramayı başlatırdınız. Archie sunucuları UNIX tabanlıydı ve UNIX’te yer alan “grep” komutunu kullanarak aramalarını yaparlardı. Tuttukları indeksler içerisinde arattığınız sözcüğü ararlar, bir liste hâline getirerek size sunarlar ve siz de karşınıza gelen listeden bir FTP sunucusu seçtikten sonra bu sunucuya bağlanarak dosyanızı indirmeye başlardınız.

NetSol

Türkiye’de com.tr uzantılı bir alan adı almak için nasıl ki ODTÜ bünyesinde yer Nic.tr Yönetimi yetkili kılınmışsa; .com, .net ve .org gibi isimleri alabilmek için de NetSol (Network Solutions) yetkili kılınmıştı. Çalışma prensibi “İlk gelen ilk alır.” idi. Herhangi bir belgeyle uğraşmaz, alan adının size ait olduğunu resmî olarak kanıtlamak zorunda kalmazdınız. Hatta sırf bu yüzden dünyaca çok ünlü birçok markanın web alan adları başkaları tarafından satın alınmış, alan adının asıl sahibi olan firmalara çok yüksek rakamlarla satılmıştı. Bir alan adının bir yıllık ücreti 35 dolardı ve en az iki yıllığına alabiliyordunuz. Bugün ise Türkiye’de bulunan herhangi bir firmadan 8-9 dolar gibi rakamlarla .com uzantılı bir alan adı satın alabilmeniz mümkün.

Yorum yazın